Gülten Akın Kimdir?


Gülten Akın’ın hayatı 23 Ocak 1933’te Yozgat’ta başlamıştır. Annesi ev hanımı Emsal Hanım, babası ise memur Nurettin Bey’dir. Çocukluğu, dedelerden ninelere, amca ve teyzelerden kuzenlere uzanan geniş bir aile içinde, geleneksel ve feodal ilişkilerin hâkim olduğu bir ev ortamında geçmiştir. İlk torun olması ve dedesiyle kurduğu güçlü bağ, Akın’ın sevgi dolu bir çocukluk yaşamasında belirleyici olmuştur. Kendi anlatımında da ifade ettiği üzere, dedesinin ona duyduğu özel ilgi ve “seçilmiş torun” olma duygusu, kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir yer tutar. Doğumda kendisine verilen Zeynep adı, babasının tercihiyle nüfusta farklı bir isimle kaydedilmiştir.

Annesini erken yaşta kaybetmesi, Gülten Akın’ın hayatında derin bir kırılma yaratmış; kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmıştır. Babasının Ankara’ya tayini ve ardından askerlik süreci, onun için zorlu ve yıpratıcı bir dönemin başlangıcı olmuştur. İlkokula Sorgun’da başlayan Akın, eğitimine Ankara’da devam etmiş; Taş Mektep’in ardından Cebeci Ortaokulu’na kaydolmuştur. Bu yılları, evdeki baskı ve yoksunluk duygusunun etkisiyle yalnızlık içinde geçirdiğini dile getiren Gülten Akın şiirlerinde, bu içe dönüşü benimsemiş ve yazıya yönelmiştir. Ortaokul ve lise yıllarında şiir, onun için bir uğraş olmanın ötesine geçmiş; okul ve sınıf dergilerinde yayımlanan şiirleriyle edebiyat dünyasına ilk adımlarını atmıştır. Mizah ağırlıklı bu ilk denemeler, şiirin aile ortamında zaten var olan bir gelenek olmasının da doğal bir sonucudur. Dayılarının tavan arasında bulduğu klasik eserler, Akın’ın çok küçük yaşlarda dünya ve Türk edebiyatıyla tanışmasını sağlamıştır.

Liseyi Ankara Atatürk Kız Lisesi’nde tamamlayan Gülten Akın, ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. Bu dönemde hem çalışıp hem okuyan şair, İçişleri Bakanlığı’nda görev almış; derslerini çoğunlukla akşamları çalışarak, sınavlarını ise yıllık izinlerinde vererek fakülteyi dört yılda tamamlamıştır. Aslında edebiyat eğitimi alma isteği bulunmasına rağmen, yaşam koşulları onu hukuk öğrenimine yöneltmiştir. Gülten Akın’ın kitaplarından ilki “Rüzgar Saati” 1956 yılında yayımlanmıştır.

1956 yılında Yaşar Cankoçak ile evlenen Akın’ın beş çocuğu olmuştur, Yaşar Cankoçak’ın kaymakamlık görevi nedeniyle 1958-1972 yılları arasında Anadolu’nun farklı ilçelerinde yaşamıştır. Bu süreçte Gülten Akın; avukatlık, öğretmenlik ve yardımcı avukatlık yapmış; Kumluca’dan Gevaş’a, Alucra’dan Haymana’ya uzanan bu yolculuklar, Gülten Akın’ın sözlerinde ve şiirinde toplumsal gerçekliğin ve bireyin konumunun derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Yoksulluk, adaletsizlik ve ezilmişlik temaları bu gözlemlerin bir sonucu olarak şiirlerinde güçlü bir şekilde yer bulmuştur. Yoğun çalışma temposuna rağmen ailesini her zaman merkeze alan Akın, yalnızca kendi çocuklarına değil, çevresindeki pek çok insana da annelik yapmıştır. Kadınlara yönelik okuma-yazma kursları düzenlemiş, birçok davada gönüllü avukat olarak görev almıştır.

1972’de Ankara’ya dönen şair, bir süre Türk Dil Kurumu’nun Derleme ve Tarama Kolu’nda çalışmış; Halkevleri, İnsan Hakları Derneği ve Dil Derneği gibi kurumlarda kurucu ve yönetici olarak yer almıştır. 1978’de emekli olan Gülten Akın, 1979’da oğlu Murat’ın tutuklanmasıyla derin bir sarsıntı yaşamış; bu durum onu uzun süreli bir yazın sessizliğine sürüklemiştir. 1991’de “Sevda Kalıcıdır” ile şiire yeniden dönen Akın, yaşamının son yıllarını Ankara ve Burhaniye arasında geçirmiştir.

4 Kasım 2015’te Ankara’da hayatını kaybeden Gülten Akın, Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilmiştir.


Gülten Akın Edebi Kişiliği


Gülten Akın şiirleriyle edebiyat dünyasında çok sayıda önemli ödüle layık görülmüştür. “Sığda” adlı eseriyle Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü kazanmış; “Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı” ile TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Başarı Ödülü almıştır. “Ağıtlar ve Türküler” Yeditepe Şiir Armağanı’na, “Sevda Kalıcıdır” Halil Kocagöz Ödülü’ne, “Seyran Destanı” ise Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’ne değer görülmüştür. Bunların yanı sıra 1998 Truva Folklor Ödülü, “Sessiz Arka Bahçeler” ile 1999 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü, 2006 Yunus Emre Şiir Ödülü, 2008 Erdal Öz Edebiyat Ödülü ile aynı yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Sanat Hizmet Ödülü’nü almış; 2014’te ise Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür. Ayrıca 2004 yılında TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda “Onur Yazarı” seçilmiştir.

Dağlarca’nın vefatının ardından Milliyet gazetesi tarafından yapılan geniş katılımlı bir değerlendirme sonucunda Gülten Akın, “Yaşayan en büyük Türk şairi” unvanına layık görülmüştür. Bu seçici kurulda edebiyat, basın ve akademi dünyasından çok sayıda önemli isim yer almıştır. Birçok sanatçının etkilendiği Gülten Akın’ın “Deli Kızın Türküsü” adlı şiiri Sezen Aksu tarafından da bestelenmiştir.

1956 yılında başlayan şiir serüveni 2013 yılına kadar süren Akın, bu uzun süreçte yalnızca şiir değil; tiyatro metinleri ve poetik yazılar da kaleme almıştır. Şiir anlayışı zamanla bireysel duyarlılıklardan toplumsal meselelerin merkezine doğru evrilmiştir. Gözlem ve tanıklıklarını şiirinin temel dinamikleri hâline getiren şair; halkın inançlarını, yaşam biçimini, sevgilerini ve öfkelerini dizelerine taşımıştır. Yoksulluk, siyasal gerilimler, köyden kente göç ve kent yaşamına uyum sorunları gibi pek çok toplumsal meseleye şiirlerinde yer vermiştir.

Şairin ilk dönem eserleri olan “Rüzgâr Saati”, “Kestim Kara Saçlarımı” ve “Sığda”, daha çok bireysel temalar etrafında şekillenmiş; genç bir kadının yalnızlığı, sevgisi, özlemi ve hüznü ön planda tutulmuştur. “Kırmızı Karanfil” ile başlayan ikinci dönemde ise Akın, yönünü topluma çevirmiş; şiirlerinde yoksulluk, göç, direniş ve sistem eleştirisi gibi konular belirginleşmiştir. Bu dönemde Anadolu insanının yaşam koşulları ve ülkenin içinden geçtiği siyasal süreçler şiirinin ana eksenini oluşturmuştur.

1990’lı yıllarla birlikte toplumsal hayattaki görece sakinlik, Akın’ın şiirine de yansımış; 1991’de yayımlanan “Sevda Kalıcıdır” ile şair, geçmişi sorgulayan yeni bir poetik döneme girmiştir. Bu evrede toplumsal duyarlılığını korumakla birlikte, olaylara bilgece ve mesafeli bir bakışla yaklaşmıştır. 

Gülten Akın’ın şiirlerini inceleyen Birgül Erken, şairin eserlerini üç ana döneme ayırmaktadır. İlk dönemde bireysel duyarlılık ve doğa teması öne çıkarken; ikinci dönemde halk şiiri kaynaklı, toplumsal içerikli ve destansı bir söylem belirginleşmiştir. “Kırmızı Karanfil”, bu dönüşümün başlangıç noktası olarak kabul edilir. Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşaması, Akın’a halkı yakından tanıma ve şiirine gerçekçi bir toplumsal zemin kazandırma imkânı sunmuştur. Göç, kadın sorunları ve kırsal yaşam, bu dönemin temel izlekleri arasında yer almıştır.

Üçüncü dönem ise “Sevda Kalıcıdır” ile başlamış; şair bu süreçte daha içe dönük, geçmişle hesaplaşan ve ustalığını dilin incelikleriyle ortaya koyan bir şiir anlayışı geliştirmiştir. Sessiz ama eleştirel bir tonla yazılan bu şiirlerde, kent yaşamı ve çağın yozlaşan değerleri sorgulanmıştır.

Akın’ın poetikasını doğrudan yansıtan “Şiiri Düzde Kuşatmak” ve “Şiir Üzerine Notlar”, şairin şiire bakışını anlamak açısından önemli metinlerdir. Bu yazılarda şiirin işlevi, dili, biçimi ve gerçeklikle kurduğu ilişki üzerine değerlendirmeler yer alır. İnci Enginün ise Akın’ın şiirlerinde halk edebiyatı unsurlarına ve kadın kimliğinin savunusuna özel bir yer verdiğini vurgulamıştır.


Gülten Akın’ın Eserleri


Rüzgar Saati (1956) 

Kestim Kara Saçlarımı (1960)

Sığda (1964)

Kırmızı Karanfil (1971)

Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (1972)

Ağıtlar ve Türküler (1976)

Seyran Destanı (1979)

İlahiler (1983)

Sevda Kalıcıdır (1991)

Sonra İşte Yaşlandım (1995)

Sessiz Arka Bahçeler (1998)

Uzak Bir Kıyıda (2003)


Gülten Akın Alıntı


“Aynı dille konuşuyor

Aynı dili konuşmuyoruz”

-Ağıtlar ve Türküler, Gülten Akın.