Duygu Asena Kimdir?

 

Gazeteci ve yazar Duygu Asena, 19 Nisan 1946’da İstanbul’da dünyaya geldi. Eserlerine geçmeden önce Duygu Asena hakkında kısa bilgiler verelim. Ortaöğrenimini Kadıköy Özel Kız Kolejinde tamamlayıp ve İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümünü okuyup iki yıl pedagog olarak çalıştı. 1972’de gazetecilik hayatına Hürriyet gazetesinde başlayan yazarın ilk yazısı gazetenin Kelebek ekinde yayımlandı. Bu tarihten itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde gazetecilik ve yöneticilik yaptı. 1992-1997 yılları arasında TRT-2’de Ondan Sonra adlı programı hazırladı ve sundu. Feminist kimliğiyle tanınan yazar Duygu Asena’nın ilk kitabı 1987 yılında yayımlanan Kadının Adı Yok bir yıl sonra mahkeme kararıyla yasaklandı. Yasağın kaldırılmasının ardından eser Atıf Yılmaz tarafından filme çekildi.

 

1997’de üç farklı kadının yaşadıkları ve hayatını, büyük ölçüde kendi hayatından yola çıkarak yazdığı kitabı Aynada Aşk Vardı yayımlandı. 1994’te yayımlanan Değişen Bir Şey Yok kitabı ilk hafta 70 bin satarak yeni bir rekor kırdı. Bu kitaplar Duygu Asena en iyi kitapları arasında yer alıyor.

 

1995’te Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından ikinci kez En İyi Yazar seçilen yazar Duygu Asena, 2001’de Aslında Özgürsün adlı kitabıyla dışarıdan bakıldığında mutlu bir evlilik sürüyor gibi görünen çiftlerin aslında kendi içlerinde aynı mutluluğu yakalayamadıklarını dile getirdi. 2003’te Aşk Gidiyorum Demez, 2004’te Paramparça adlı eserleri yayımlanan yazar, Umut Yarıda Kaldı, Bay E ve Yarın Cumartesi adlı filmlerde rol aldı.

 

Duygu Asena’nın romanları birçok dile çevrildi. En sevilen yazarlar arasında yer alan Duygu Asena, 30 Temmuz 2006’da beynindeki tümör nedeniyle hayatını kaybetti. Roman türünde eserler veren Duygu Asena’nın kitapları günümüzde de okurlar tarafından severek okunuyor.

 

Duygu Asena Eserleri

 

Kadının Adı Yok

Zamana Değen Sorular

Aşk Gidiyorum Demez

Değişen Bir Şey Yok

Aslında Özgürsün

 

Duygu Asena Bir Alıntı

 

‘’ ‘Yapamazsınız, edemezsiniz, aklınız ermez, siz oturun, biz size bakarız.’ demişler. Sonunda kadınları da böyle olması gerektiğine inandırmışlar. Kadınlar öylesine baskı altında tutulmuş, öylesine itilip kakılmış ki gerçekten hiçbir şey yapamaz olmuşlar. Hani işlemeyen demir parıldamaz ya… Bu kez de ‘İşte görüyorsunuz, kadınlar arasından ünlü dâhiler, kâşifler, yazarlar, bilim adamları çıkıyor mu? Demek ki gerçekten geri onlar.’ diye tutturmuşlar. ‘’